10dakika.TV Haber Portalı

Salı,
07 Eylül 2010

GenetiÄŸi DeÄŸiÅŸtirilmiÅŸ Bitkisel Organizmalar (GDBO)

e-Posta Yazdır

GenetiÄŸi DeÄŸiÅŸtirilmiÅŸ Bitkisel Organizmalar (GDBO),

 

 

Ürünleri ve Sorunlar

 

 

 

En basit olarak tarif etmek gerekirse, birbirine akraba olmayan türler arasında yapılan gen veya gen dizini değişimleri ile oluşturulan organizmalara Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO veya GMO) veya transgenik ürünler denilmektedir.

Aslında birbirine akraba cinsler ve türler arasında ve tür içinde çeşitler arasında çok uzun zamandır gen değişimi yapılmaktadır. İhtiyaç duyulan daha verimli, kaliteli, güzel, tadı, aroması daha iyi, çevresine daha uyumlu, hastalık yapan etmenlere, zararlılara, çevrenin olumsuz koşullarına daha dayanıklı veya toleranslı kültür bitkileri sahibi olmamızı sağlayan  bir araç olarak yapılan gen değişimleri, ülkemizde de uzun yıllardan beri üniversiteler ve diğer araştırma kuruluşları tarafından, kısaca ıslah adını verdikleri programlar içinde  başarıyla yürütmektedirler. Bu programlarda gen aktarımı için yapılan melezlemeler (çaprazlama) ve bunların nesilleri (dölleri) içinden istenen özelliklere sahip olanların seçimi (seleksiyonu) ile yürütülen çalışmalar oldukça uzun bir zaman gerektirmektedir. Ancak biyoteknolojik yöntemler bu süreleri çok kısaltmıştır.  

Gıda, tekstil, yem, ilaç, endüstriyel ham madde vb. bir çok amaç için yetiştirmekte olduğumuz kültür bitkilerini çeşitli nedenlerle meydana gelen zararlardan korumak bir eksikliği gidermek, sahip olduğu olumsuz bir özelliğini düzeltmek, olumsuz bazı çevre koşullarına dayanımını artırmak, hasat ve hasat sonrası karşılaşılan bazı sorunları gidermek bakımından, bir organizmadan diğerine aktarmak için aranan gen veya genler bazen akraba türlerde bulunamamaktadır. Bulunamamış olması, o genin varlığının henüz belirlenememiş olmasından da kaynaklanabileceği gibi gerçekten olmamasından da ileri gelebilir. Böyle bir durumda, farklı türlerde bu ihtiyacı karşılayacağı bilinen gen veya gen dizinlerini kullanma yoluna gidilebilmektedir. Bu tür genler bazen bir balıkta, bazen bir akrepte ya da bir bakteride bulunabilmektedir. Bilimsel açıdan bakıldığında daha iyiye ulaşmak için uygulanan bir genetik mühendisliği yöntemi olan bu tür gen değiştirmeler, bazı alanlarda başarılı sonuçlar vermesine karşın, bazı olumsuz sonuçlar da vermiş ve büyük şüpheler uyandırmıştır.     

 

 

 

 

Genetiği Değiştirilmiş Bazı Bitkisel Organizmalar ve Ürünlerinin Sağlıkla İlişkisi

Her canlı organizmanın bir kalıtsal yapısı ve bunu yöneten bir genetik şifresi vardır. Bu şifreye yeni bir gen ya da genler eklendiğinde genetik şifre değişmekte ve organizma yeni bir yapıya geçmektedir. Bu yeni yapı, eski yapının oluşturduğundan çok farklı bir biyokimya oluşturabilmekte ve böylece önceden bilinemeyen sonuçlara neden olabilmektedir. Bu konuda verilebilecek örneklerden birisi, Brezilya fındığından soya bitkisine aktarılan gen nedeniyle, bu fındığa alerjisi olan ve fındık geni aktarılan soyayı tüketen insanlarda alerjik reaksiyonların ortaya çıkmasıdır. Bazı çalışmalar, bitkilerden kaynaklanan alerjilerin, bu bitkilerin bünyelerinde doğal olarak bulunan ve kendilerini hastalık etmenleri ve zararlı böceklere karşı korumak için ürettikleri proteinlerden kaynaklandığını göstermiştir. Bu durum zararlı ve hastalıklara daha dayanıklı olması için genetiği değiştirilen bitkilerde çok daha güçlü olarak ortaya çıkabilecek şüphesi uyandırmıştır.  

Akraba olmayan türler arasındaki değişimler üzerinde en çok tartışılan ve hemen her kesin fikir birliğinde olduğu konu, insan gıdasının bir parçası olmamış organizmalardan alınan genlerle yeni bir genetik yapıya geçirilmiş bir bitkinin kendisinde ve / veya ürünlerinde meydana gelebilecek hedef veya istem dışı değişimlerin neler olacağının uzun süreli, tam güvenilir testler olmadan üretim ve tüketimine izin verilmemesidir. İzin verilenler için de tam bir izleme ve denetim şarttır çünkü GDO ürünleri ile GDO olamayanların bilerek veya bilmeyerek karıştırılarak tüketime sunulabilme olasılığı gözden uzak tutulamaz. Geçmişte hayvan yemi olmak üzere geliştirilen transgenik bir mısır ürününün, insan tüketiminde kullanılan normal bir ürün içine yanlışlıkla karıştırıldığı belirlenmiştir.  

Bitkilere çeşitli yeni özellikleri kazandırılmak için yapılan gen aktarmanın başarılı olup olmadığının anlaşılabilmesi için kullanılan yöntemlerden birisi, bu genle bir işaret geninin birlikte aktarılmasıdır. Ancak bu yöntemde kullanılan işaret genleri, antibiyotiğe dayanıklıdır. Bu bitkinin veya ürünlerinin kullanılması ile antibiyotiğe direnç kazanılma söz konusu olursa, bakteriyel bir hastalığın giderilmesi çok zor, zararı çok büyük olabilecektir.           

Genetiği Değiştirilmiş Bitkisel Ürünler, Tarım ve Çevre

GDO ürünleri elde etmenin en önemli gerekçeleri olarak ; artan dünya nüfusunun beslenmesi için gereken bitkisel üretimin sağlanması, bu üretim için kullanılan kimyasal maddelerin azaltılarak hem ekonomiye hem çevreye olumlu katkılarda bulunulması, olumsuz çevre ve toprak koşullarından daha az etkilenen kültür bitkileri geliştirilmesi, hasat ve nakliye sırasında meydana gelen zararların azaltılması, depolamaya uygunluk, raf ömrünü uzatma gibi konular ileri sürülmüştür. Yapılan çalışmalarla bunlardan bazıları başarılmıştır, örneğin bakteri ve virüs genleri kullanılarak bazı bitkilerin (ör. soya) kimyasal ot öldürücülere, bazılarının (ör.mısır) zararlı böceklere olan dayanıklılıkları sağlanmıştır. Ancak GD (genetiği değiştirilmiş) bitkilerdeki kimyasal ilaçlara direnç geni, bitkilerin üretimdeki en büyük rekabetçisi olan yabancı otlara geçerse, bunları yok etmek mümkün olmayabilir veya bunların ortadan kaldırılması için daha fazla ve değişik kimyasallar kullanmak zorunluluğu oluşabilir. Aynı durum zararlı böcekler konusunda da geçerlidir. Zararlılar zamanla kimyasal ilaçlara dayanıklılık kazanabilmektedirler, ancak en hassas oldukları dönemlerde bir veya birkaç defa yapılan bu ilaçlara dayanıklılık kazanması genellikle yıllar almaktadır. Kendisine zararlı böceğe karşı dayanıklılık geni aktarılmış olan bir bitki, bu böceği öldürecek kimyasalı(zehir etkili) bünyesinde oluşturmakta ve sürekli olarak üretmektedir. Devamlı olarak ilaçla temas eden böcek populasyonu daha kısa zamanda dayanım kazanabilmektedir. Bu durumlar hem büyük ürün kayıplarına neden olur hem de çevre için önemli sorunlar oluşturur. Bu sorunlardan birisi arıların ve faydalı böceklerin, kelebeklerin kimyasal zehir üreten GD bitkilerin çiçek tozları, kuşların ise yine çiçek tozları veya tohum ya da meyvelerinden beslenmeleri halinde yaşanacak felaket derecesindeki sorun olabilecektir. Bu konuda ortaya konulmuş bir örnek, GD bir mısırın çiçek tozlarının kral kelebeklerini öldürdüklerinin belirlenmesidir. GD ürünlerin yaygınlaşması ile biyolojik çeşitliliğin azalacağı da endişeleri iyice artırmaktadır.

 

 

 Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların Üreticilere Etkileri

Bitkilerde transgenik çalışma yapan kuruluşlar, elde ettikleri sonuçları ticari kazanca çevirmek amacıyla, bu bitkilerin tohumlarını oldukça yüksek fiyatlarla satmaktadırlar. Bu kuruluşlar ihtiyaç fazlası olarak tohum alınması ve ertesi yıl kullanılmasını da istememekte ve bu konuda yasal yaptırımlara gidebilmektedirler. Ancak bundan da önemlisi, üreticilerin bu tohumları bir kere alıp her yıl kendi üretimlerinden ayırdıkları ile yeniden ekim yapmalarını önlemek ve her yıl yeniden alınmasını zorunlu hale getirmek için bu tohumlara  yerleştirdikleri ve terminatör adıyla da bilinen bir  gen sayesinde, bu tohumlardan elde edilecek bitkilerin kısır tohum oluşturmalarını sağlamalarıdır.      

Bu güne kadar transgenik çeşitler geliştirmek için üzerinde en çok çalışma yapılan ve üretime sokulan bitkiler soya, mısır, pamuk ve kanoladır, ancak bunların yanında çeltik, çilek, domates, patates, ayçiçeği, yerfıstığı da üzerinde çalışılan bitkiler arasındadır.

 

 Genetiği Değiştirilmiş Ürün Tüketimine Yaklaşımlar

Genetiği değiştirilmiş ürünlerin tüketimi konusunda sadece sağlık bakımından değil  inanç ve ahlaki eğilimler konusunda da sorunlar da vardır. Müslüman ve Yahudiler, genetik yapısında  domuz geni bulunan herhangi bir ürünü tüketmek istemezler. Bazı Hıristiyan grupları, Budistler ve Hindular, içinde böcek veya bir hayvan geni olan bir meyve veya sebzeyi yemek istememektedirler. Ayrıca vejetaryenler de aynı şekilde içinde hayvan geni bulunan sebze ve meyveleri tüketmek istememektedirler. GD bitkilerdeki genlerin, bunlara yakın olarak üretilmekte olan ve GD olmayan başka bitkilere, rüzgar veya böcekler aracılığıyla taşınması mümkündür. Böylece bu bitkilerde istenmeyen genler yer alabilir ve bunun bilinmesi de mümkün olmayabilir.

Transgenik bitkiler geliştirmek için yürütülen çalışmalar çok sıkı kontrol altında laboratuvar ve seralarda yapılsa da doğadaki durumlarının belirlenmesi için açık alanlarda test edilmesi gerekir. Bu testler için çok izole bir yerde yapılsa da böcekler, kuşlar ve rüzgar bu bitkilerin çiçek tozlarını ve/veya tohumlarını çevreye hatta çok uzaklara taşıyabilirler. Böylece transgenik bitkide bulunan faklı gen diğer bitkilere de bulaşabilir ve bu bilinemez.  

Ülkemiz, sahip olduğu biyoçeşitlilik,  agro-ekolojiler, bilgi birikimi ve araştırma kuruluşları ile tarımda büyük bir potansiyele sahiptir ve Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara ve ürünlerine ihtiyacı bulunmamaktadır.

 

 

 

           Prof. Dr. Engin Kınacı   ESOGÜ Ziraat Fakültesi

                                                  

 

        Prof. Dr. Gülcan  Kınacı  ESOGÜ Ziraat Fakültesi

 

 

Sağlık Haber 10 dakika Eskişehir

 

 


 

 

Anket

ES-ES bu yıl ligi nerede bitirir?
 

© 2008 Ajans Ondokuz. Tüm Hakları Saklıdır.
XL TASARIM